30.7.1987 GÜNLÜ 87/12047 SAYILI BAKANLAR KURULU KARARIYLA YÜRÜRLÜĞE KONULAN TÜZÜĞÜN 3 VE 4. MADDELERİYLE GETİRİLEN HÜKÜMLERİN, VAKIF MEVZUATINA UYGUN OLDUĞU HK.Dava, 23.12.1937 günlü, 2/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan, Vakıflardan İntifa Haklarının Ne suretle Tesbit ve İtaEdileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzüğün, 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan "Vakıflar Tüzüğünün 48. maddesinin değiştirilmesine, Vakıflarda İntifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzükte Değişiklik Yapılmasına ve 6. maddenin yeniden düzenlenmesine Dair Tüzük'ün 3. maddesiyle değiştirilen 6. maddesi ile 4. maddesiyle eklenen geçici maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 günlü 2/7898 sayılı Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzüğün 6. maddesi, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 1978/433 sayılı Kararıyla iptal edilmiş, mevzuatta bu suretle doğan boşluk, budavada iptali istenilen düzenleme ile doldurulmuştur.
İptali istenilen 6. madde "Vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların gelir vegiderleri, ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur. Akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizler ana paraya eklenerek değerlendirilir ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülebilir.
Vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden, her yıl %10 oranında ihtiyat akçesi ayrılarak taşınmazların bakım ve onarımları yapılır. Bu oran, Vakıfların malvarlığına göre, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabilir. Vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılır.
Bu vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına veya ilgililerine ödenecek intifa hakkı belirlenir. Bu haklar, vakfın gelir fazlasının (intifa hakkının) doğduğu mali yılı izleyen ilk altı ay içinde vakfın evladı veya ilgilisi olduğunu mali yılın birinci ayında belgeleyenlere yıllık olarak ödenir." hükmünü, geçici madde ise; "Mazbut vakıflardan vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıfların, mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutları, mazbut vakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılarak, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenir. Bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutları, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerleri esas alınarak mazbut hesaplardan çıkarılarak vakıflarınilgili hesaplarına aktarılır. Taşınmazlar diğer mazbut vakıf mevcutlarından satın alınarak, bedelleri, vakıfların ilgili hesaplarında gösterilir ve değerlendirilir." hükmünü taşımaktadır.
2762 sayılı Vakıflar Kanununun 6.maddesine göre, idare ve temsili Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan mazbut vakıfların idare ve temsili ile esasen bu kapsamda olup aynı Kanunun 39. maddesinin 2. fıkrasına göre intifa hakları mahfuz tutulan ilgililerin intifa haklarının tespit ve itası, anılan maddelerin uygulanma şeklinin tayin ve tesbitini gerektirdiğinden ve Anayasanın 115. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun, anılan Kanunun uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek üzere bu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğundan, intifa haklarının tespiti ve itasının Tüzükle düzenlenmesinde mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.
2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1. maddesinde sayılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare olunan vakıflar "mazbut vakıflar" olup, aynı Kanunun 6. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, Genel Müdürlüğün idare ve temsil ettiği mazbut vakıflar "bir kül halinde hükmi şahsiyet" sayılırlar.
Neslin Geleceğinin ekonomik açıdan güvence altına alınması düşüncesinden doğan "zürri vakıflar"da vakıflar, düzenledikleri vakfiyelerde vakfın konusunu, şartlarını, akar ve hayratının nelerden ibaret bulunduğunu, vakıftan kimlerin yararlanacağını tayin ve genellikle tevliyeti evlat ve ahfadlarına şart ederek bunları açıkca belirlediklerinden, vakıf hukukuna göre vakfiyelerde belirtilen irade herkesi bağlayıcı niteliktedir.
2762 sayılı Kanunun hazırlanışı sırasında, gerek zürri vakıfların kuruluş amaca, gerekse vakfiyelerin yukarıda açıklanan nitelikleri gözönünde tutularak, Kanunun 39. maddesiyle, mazbut vakıflar arasına alınsalar dahi, vakıflarda, "alakalıların vakfiyeye göre intifa haklarının mahfuz olduğu" hükme bağlanmış ve vakfedenin vakfiyede belirtilen iradesinin gerçekleştirilmesine çalışılmıştır. Ancak mazbut vakıflar arasına alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare ve temsil olunan kimi vakıfların vakfiyesinde, vakfın konusu taşınmazların gelirlerinden yararlanma hakkının aynı soydan gelenlere bırakılması, bu gelirin tamamının intifa hakkı sahiplerine ödeneceği anlamına gelmez. Zira vakıf hukukuna göre vakfiyeler, kanun hükümlerine uygun olduğu ölçüde işlerlik kazanırlar.
Bu açıdan bırakıldığında, vakfiyede öngörülmemesine karşın, idarenin, yürürlükteki yasaları uygulamak amacıyla, vakfın gelirinden gerekli kesintileri yapmak yetkisine sahip bulunduğunda kuşkuya yer olmamak gerekir. 2762 sayılı Kanunun 6. maddesine göre mazbut vakıfların idare vetemsili Vakıflar Genel müdürlüğüne bırakıldığına göre, bu idare ve temsilin gerektirdiği giderlerin mazbut vakıfların gelirlerinden düşülmesi gerekli olduğu gibi, idare ayrıca mazbut vakıfların korunması varlığını devam ettirmesi ve vakıf malların işletilmesi için yapılan giderleri de vakfın gelirlerinden karşılamak yetkisine sahiptir. Ayrıca idare, 2762 sayılı Kanunun 16. maddesiyle, geliri giderini karşılamayan vakıflara durumu elverişli mamur vakıfların gelirinden pay ayırarak yardımda bulunmaya yetkili ve hatta görevli kılındığı gibi, tahsis edildikleri maksada göre kullanımları Kanun veya kamu düzenine uygun olmayan ya da işe yaramaz hale gelen hayrat vakıfların, olabildiğince, amacı aynı olan diğer hayrata tahsisine (2762 sayılı Kanun md. 10) ve mevkilerine ve sağladıkları menfaate göre kalmaları gerekli görülmeyen mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve toprakları satmaya ya da başka gayrimenkulle değiştirmeye de (2762 sayılı Kanun md. 12) yetkilidir. Bu duruma göre, 2762 sayılı Kanunun 39. maddesinin 2. fıkrasıyla ilgililere tanınan intifa hakkının, diğer kanunların bu konuya ilişkin hükümleri de saklı kalmak koşuluyla ve 2762 sayılı Kanunun Vakıflar GenelMüdürlüğüne yüklediği görev ve yetkilerle birlikte düşünülmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
İptali istenilen 6.maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde, 2762 sayılı Kanunun 10 ve 12. maddesine uygun şekilde akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ile hayrat satış bedelleri ile bunlara yürütülen faizlerin ana paraya eklenerek değerlendirilmesi ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülmesinde mevzuata aykırı bir yön bulunmadığı gibi vakfın devamının sağlanması yönünden de zorunluluk vardır. Maddede sayılan hallerde faizin ana paraya eklenmemesi halinde yeni bir yatırıma dönüştürülünceye kadar ana paranın, dolayısıyla da vakfın değerini kaybetmesi hali söz konusu olabilecektir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası ile vakıfların gayrisafi gelirinden heryıl ayrılması öngörülen %10 ihtiyat akçesi ise, vakfiyelerinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıflar için söz konusu olduğundan ve düzenleme hem kanuna hem de vakfiyeye uygun bulunduğundan, bu hükme yönelik iptal istemi de yerinde görülmemiştir. Ayrıca bu oranının, vakıfların malvarlığına göre vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceğine ilişkin hüküm, ancak %10 ihtiyat akçesinin yetmemesi halinde artırılabilecek ve vakıf malvarlığı dikkate alınarak yargı yerince denetlenebilecek bir husus olduğundan, bu aşmada iptalini gerektirir herhangi bir yönü de bulunmamaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrası ise, daha önce de açıklandığı üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğününün 2762 sayılı Kanun gereği üstlenmiş olduğu yönetim ve temsil giderlerine karşılık olan ve alınması ve bu nedenle zorunluve yasal bulunan bir meblağa yönelik düzenleme getirmektedir. Maddenin son fıkrası hükmü de, Vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına ödenecek intifa hakkının belirlenmesine ve ödenmesine ilişkin olup, yine Kanuna ve vakfiyeye uygun düzenleme getirmektedir.
İptali istenen geçici maddeye gelince, anılan maddeyi, 6. madde ile birlikte düşünmek ve 6. maddenin birinci fıkrası ile düzenlemeye göre, geçiş hükmü şeklinde değerlendirmek zorunludur. Vakıfların mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutlarının, mazbutvakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılması, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenmesi, bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değeri üzerinden, vakfın ilgili hesabına aktarılması ve taşınmazların diğer vakıf mevcutlarından satın alınarak bedellerinin vakıfların ilgili hesaplarında gösterilip değerlendirilmesi, 6. maddenin birinci fıkrası hükmü ile getiririlen "... mazbut vakıfların gelir ve giderleri ayrı ayrı, vakıfların adına tutulur." hükmünün sonucu ve Dava Daireleri Kurulunun 1978/433 sayılı iptal kararı ile Vakıflar Kanununun gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, 2762 sayılı Kanuna, vakıf mevzuatına ve Danıştay kararlarına uygun düzenleme getiren Tüzük hükümlerine karşı açılan davanın reddine karar verildi.
KARŞI OY: Tüzüğün iptali istenilen 6.maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizlerin de ana paraya eklenerek değerlendirilmesi ve Vakıflar Meclisinin kararıyla yatırıma dönüştürülmesi hükme bağlanmıştır.
Maddenin her ne kadar 2762 sayılı Kanunun 10 ve 12. maddelerinin gereğiolarak Tüzükte yer aldığı ifade edilmekte ise de; bu durumun yalnızca"ana para" ile sınırlı olarak düşünülmesi ve faizlerin bu kapsamda de-ğerlendirilmemesi gerekmektedir. Zira, idarece kalmaları gerekli görülmediği için satılan vakıf mallar, yeni bir yatırıma dönüştürülünceye kadar, faiz dışında herhangi bir gelir getirmemekte; faizin tümüyle ana paraya eklenmesi ise intifa hakkı sahiplerinin yeni yatırımın gerçekleşerek gelir getirmeye başlamasına kadar hiç gelir elde edememeleri sonucunu doğurmaktadır. Bu durumun ise Vakıflar Kanununun 39. maddesinin 2. fıkrası hükmüne uygun olmadığı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenle 6. maddenin birinci fıkrasının 2. cümlesinin faizle ilgili olarak getirdiği düzenlemenin iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyız.
KARŞI OY: Tüzüğün 6.maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde "akar" ilebuna yürütülen faizlerin tümüyle yatırıma dönüştürülmesi, ilgililere hiç intifa hakkı ödenmemesi sonucunu doğurmaktadir. Oysa vakfiye gereği ilgilinin "akar"dan payını alması gerekmekte ve bu hak 2762 sayılı Kanunun 39.maddesinin ikinci fıkrası ile korunmaktadır.
Bu nedenle 6.maddenin birinci fıkrasının, ikinci cümlesinin "akar vetoprak satış bedelleri" kısmının "akar" ile sınırlı olmak üzere iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.
KARŞI OY: Tüzüğün iptali istenilen 6. maddesinin ikinci fıkrasında vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıflar için ayrılması öngörülen %10 ihtiyat akçesinin, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceği hükme bağlanmıştır.
İlgililerin intifa hakkı, vakfiyeden kaynaklanan ve 2762 sayılı Kanunile korunan bir haktır. İntifa hakkı payından ancak yasal dayanağı olan kesintiler yapılabilir ve bunun oranın da Tüzükte açıkca gösterilmesi zorunludur. Tüzükte gösterilen bir oranın Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceğinin kabulü ise düzenleme yapma yetkisinin Vakıflar Meclisine verilmesi anlamına gelir ki buna da kanunen olanak yoktur.
Bu nedenle, 6.maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi hükmünün iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.
KARŞI OY: Tüzüğün iptali istenilen 6. maddesinin üçüncü fıkrasında, vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılacağı hükme bağlanmıştır.
Tüzük hükümlerine göre, vakfiyelerinde bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların yıllık gayrisafi gelirlerinden %10 kesinti yapılmakta, mazbut vakıfların yine yıllık gayrisafi gelirlerinden, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarılmakta ve ayrıca medeni Kanunun, 903 sayılı Kanunla değişik 78. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca tüm vakıflardan (bu arada mazbut vakıflardan da) safi gelirin %5'ini geçmemek üzere teftiş ve denetleme masraflarına katılma payı alınmaktadır.
Bu durumda hem vakıf için yapılan tüm harcamalar, hem ileride doğabilecek masraflara karşılık ihtiyat akçesi hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünün teftiş ve denetleme masrafları için pay ayrıldıktan sonra bir deyönetim ve temsil gideri olmak üzere ayrıca bir pay alınmasının yasal dayanağı bulunmadığı gibi bu durumun vakıf mevzuatı ile adlet ve hakkaniyet ilkelerine de aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, 6. maddenin üçüncü fıkrası hükmünün iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyız.
KARŞI OY: Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 tarihli ve 2/7898 sayılı Kararnamesiyle yürürlüğe konulan Vakıflarda İntifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne, 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile eklenen Geçici maddenin ikinci cümlesinde, bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerlerinin esas alınması kuralı getirilmiştir. Bu kuralın, maddenin birinci cümlesi ile bir ilgisi bulunmadığından, Tüzüğün 6. maddesinin birinci fıkrası hükmünün gereği ve bir geçiş hükmü olarak değerlendirmek mümkün değildir. Vakıflar idaresinin amacı vakıfları yaşatmaktır; Ancak bu amaca ulaşmak için vakıf evlatlarının haklarını ziyana uğratacak biçimde düzenleme yapma yetkisi idareye tanınmamıştır.
Vakıf mallar, vakıf evlatlarının herhangi bir katkısı olmaksızın, Vakıflar Meclisinin kararı ile başka bir yatırıma dönüştürülmektedir. Amaç, vakfı yaşatmak ve vakıf gelirlerini yükseltmektir. Yatırıma dönüşen vakıf mallarından, vakıf evlatlarının intifa hakkı yeni değerleri dikkate alınarak saptanmalıdır. Madde hükmü ile vakıf evladının hakkı dondurulmakta ve böylece gelir artışından yararlanaması sonucu doğmaktadır.
Bu hükmün, 2762 sayılı Kanunun 39.maddesinin ikinci fıkrası hükmüne aykırı olduğu görüşü ve iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.
